İmam Hüseyin kıyamı kameri 61 yılında Emevilerin zulüm ve fesadına karşı gerçekleştirdiği kanlı kıyamı, baştan başa hamaset, fedakarlık ve zulüm karşıtlığı ile doludur ve bu yüzden Müslümanların duygularını derinden etkilemekte ve yüreklerinde Hüseyin –as– ve vefakar arkadaşlarına yönelik büyük bir coşku, heyecan ve gönül bağı yaratmaktadır.

Bu özellik İslam Peygamberi’nin –sas– anlattığı Aşura kıyamının özelliğidir. Allah Resulü –sas– şöyle buyuruyor: Hüseyin’in şehadeti, müminlerin kalbinde asla sönmeyen bir ateşi alevlendirecektir.

İslam Peygamberi’nin –sas– sevgili torunu hakkında ve şehadetinden önce yaptığı öngörü son 14 asır boyunca en iyi şekilde göze çarpıyor ve her yıl bu büyük hadisenin kırkıncı gününde düzenlenen büyük Erbain yürüyüşü de bu iddianın en açık şahididir.

Peki ama, acaba İmam Hüseyin bin Ali’nin –as– gerçekleştirdiği şanlı ve muhteşem kıyamı sadece duygular ve coşkuya dayalı bir hareket midir, yoksa bu haktalep kıyam mantık ve geleceğe dönük bakışı da mı içermektedir?

Akıl, genellikle dünyevi çıkar, huzur ve türlü lezzetleri karşılama aracı olarak tabir edilir. Bu tür bir akıl gerçi kendi yerinde faydalıdır, fakat sapma ihtimali de çok yüksektir. Nitekim insanoğlu bu aklı ile bir çok cinayetler işlemiş, türlü ölümcül silahlar yapmış ve milletleri sömürmüştür.

Ancak İslam dininin gözetlediği akıl, insani ve İslamî yüce değerler çerçevesinde insanların dünyevi ve uhrevi saadetleri yönünde kullanılan akıldır. Bu konuda İslam Peygamberi –sas– şöyle buyurur: “Akıl iki çeşittir; maad aklı ve maddiyat aklı.”

İslam dininin gözetlediği akılcılık ise dünyevi hesapları yapan akılcılıktan daha yüce ve daha mükemmeldir ve insanın sırf maddi ve bireysel çıkarlarını gözetlemez ve tüm insanların dünya ahiret refah ve saadetini gözetler.

 

İmam Hüseyin’in –as– hareketi ta baştan akılcılık ve uzak görüşlü olmakla beraberdi. O hazret büyük bir dikkatle Muaviye’nin hareketlerini gözetliyordu ve dinin içini boşaltmak ve kendisi ve oğlu Yezid’in iktidarının temellerini pekiştirmek istediğini bilmekteydi. Ancak bu siyasetin devam etmesi İslamî toplumu içten çökertecekti. İmam Hüseyin –as– o günün İslamî toplumunun durumunu derinlemesine bildiğinden, dedesi Allah Resulü’nden –sas– yarım asır sonra bir çok insanın saptığını ve fesada sürüklendiğini ve sadece İslam’ın yüzeysel simgeleri geride kaldığını görmekteydi. Gerçekte Yezid gibi fasık ve ayyaş birinin iktidarın başına geçmesi, toplumun durumunun faciaya doğru sürüklendiğine işaret ediyordu. Bu şartlarda ilahi ve İslamî akılcılık sessiz kalmayı caiz göremezdi ve toplumun inancını ve dini kurtarmayı kişisel çıkarlardan üstün tutacağı kesindi. Nitekim İmam Hüseyin’in –sas– kıyamı da bu mantığa ve akılcılığa dayanıyordu.

İmam Hüseyin bin Ali –as–, kıyamı boyunca sırf dünyevi çıkarlarını gözetleyen ve fani dünyaya gönül vererek o hazretin zulme karşı mücadele zarureti ve insanların zalimlerin zulmünden kurtarmak üzere kıyam etme mantığını idrak edemeyen insanlarla karşı karşıya geliyordu. Hatta İmam Hüseyin’in –as– bazı yakın arkadaşları yürek yakarak o hazreti Kerbela’ya gitmekten men ediyor ve hatta zaman zaman Yezid’e biat ederek kendi refahını düşünmesini tavsiye ediyordu. Bu konuda Dr. Dinani şöyle diyor: Kerbela’da İmam Hüseyin’in –as– yanında kalmayan ve o hazrete eşlik etmeyenler ya İmam Hüseyin’in –as– karşısındaydı, ya de esasen batıl içine iyice batmış insanlardı veya eğer batıl saflarında değillerse, yücelmeyi düşünmüyordu ve maddi akıllarının esiri olmuştu.

Ancak İmam Hüseyin’in –as– İslamî akılcılığına göre Yezid gibi fasık birine biat etmek zilletti ve bu zilleti benimsemek o hazretin şanına yakışmayan bir durumdu ve bu yüzden şöyle buyuruyordu: ben ölümü saadet, ve zalimlerle bir arada yaşamayı bedbahtlık olarak görüyorum.

İmam Hüseyin bin Ali –as– dirayeti ve geleceğe dönük bakışı ve anlayışından hareketle Yezid’e biat etmeye karşı çıktıktan sonra Mekke’ye gitti ve orada dört ayı aşkın bir süre bu kutsal kente ziyarete gelen ziyaretçilere Emevilerin şom planlarını ifşa etmek ve kendi kıyamının amacını beyan etmekle uğraştı. Emevi hanedanı bu yüzden İmam Hüseyin’e –as– suikast planı hazırladı ve bu yüzden o hazret Mekke’den ayrılarak Kufe’ye doğru hareket etti.

İmam Hüseyin –as– İslamî yükümlülüğü gereği gittiği yerlerde insanları başlattığı harekete katılmaya teşvik ve davet ediyor ve bu hareketin doğruluğunu ispat etmek için kesin deliller sunuyordu. Bazı insanlar İmam Hüseyin’in –as– mantıklı delillerini kabul ederek Hüseyni kervana katılıyordu, fakat bir çokları o hazretin kelamının doğruluğunu bildikleri halde sırf kişisel çıkarları ve dar görüşlü akıllarına dayanarak türlü bahaneleri ileri sürüyor ve o hazrete eşlik etmekten kaçıyordu.

İmam Hüseyin –as– hatta Aşura gününde şavaş meydanında düşmanı nasihat etmek ve onları hidayete erdirmekten el çekmedi ve İslamî akılcılığı ile onları hayır ve maslahat yoluna davet ederek şekavetten ve cinayet işlemekten sakındırdı, fakat bu caniler sırf savaş, kan akıtmak, mal ve mevkiye ulaşmak gibi hedeflerin peşindeydi.

Bu süreçte hatta İmam Hüseyin –as– ve arkadaşlarının şehadeti bile sırf hamaset ve irfan boyutu olan bir durum değildi. Bu insanlar girdikleri bu yolu bilinçli bir şekilde, akıl ve mantığa dayanarak ve geleceğe dönük geniş bakışları ile seçmişti. Bu değerli şehitler yüce Allah’ın onlara ebedi cennette vadettiği seçkin konuma tam olarak inanıyordu ve öbür yandan akan kanları da Emevi iktidarını çökerteceğinin bilincindeydi.

İmam Hüseyin –as– ve arkadaşları böylece sadece yaşadıkları çağın değil tüm tarih boyunca hür ve haktalep insanların örneği oldu. Öte yandan o hazretin mutahhar hanedanının esareti de Aşura kıyamının amaçlarının açıklanması ve Yezid bin Muaviye gibi fasık ve zalim bir hükümdar hakkında ifşaat yapılmasına vesile oldu. Tüm bu yüce hedefler ise ancak Allah Tealaya tevekkül etmek ve akılcı ve geleceğe dönük bir plan yapmakla mümkündü.

İslam alimleri arasında tartışılan bir başka konu ise, Aşura kıyamının akılcılığı, mantığı, aşk ve şevkle çelişip çelişmediği konusudur. Bazıları Aşura kıyamı tamamen duygusal ve aklın müdahalesi olmaksızın gerçekleşen bir kıyam olduğunu, zira akıl işin sonunda şehit olmak söz konusu olduğu bir kıyama hükmetmeyeceğini savunuyor. Ancak İslam alimleri İslam dininde akıl ve aşk birbirinden ayrı olmadığını ve akıl yüce mertebesinde Allah tealanın zatı içinde fanileşmeye vardığını belirtiyor. Bu konuda Dr. Dinani şöyle diyor: Hak tealaya ulaşmanın en kestirme yolu olan akıl ve aşkın birlikte hareket etmesine tarikat denir. Tarikat, Allah katına yaklaşmanın en aracısız yoludur. Tarikatte aşk ve akıl birbirinden ayrı değildir. Aşk ve akıl bir madalyonun iki yüzüdür.

Böylece gerçi maddi akılcılıkta fedakarlık, şehadet, kendini feda etme, izzettaleplik ve zulüm karşıtlığı gibi değerlere yer yoktur ve bu tür işler duygulara ve mantıksız heyecana dayanır, fakat İslamî akılcılık ve geleceğe bakışta tüm bu insani yüce değerler doğru ve mantıklıdır.

Akıl ve aşk ilahi vahiy sayesinde iki kanat misali insanın gelişmesine ve yücelmesine vesile olur ve bu gerçek Aşura kıyamında en iyi şekilde tecelli etmiştir.

İmam Hüseyin

Gerçekte İmam Hüseyin –as– kıyamında akılcılığın bilinçli duygularla birleşmesi, bu kıyamın hedeflerinin tüm kalplere nüfuz etmesine ve tüm Müslümanların ve hatta gayri Müslimlerin en ideal modeli olmasına sebebiyet verdi. Büyük düşünür şehit Mutahhari bu konuda şöyle diyor: ‘İmam Hüseyin’in –as– ebedileşmesinin sırrı, başlattığı hareketin bir yandan mantıklı ve akılcı boyutu oluşu ve mantık tarafından desteklenmesi ve öbür yandan da duyguların derinliğine kadar işlemiş olmasından ibarettir.’